ayirac

Velilik

 

"Haberiniz olsun ki Allah'ın velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Onlar iman edip, takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da âhirette de onlar için müjdeler var. Allah'ın kelimelerinde asla bir değişme söz konusu değildir, işte bu, en büyük saadetin ta kendisidir. (Yunus 62-64). Bu ayete bakarak "VELİ"nin kim olduğunu izah etmeye, daha sonra da, korkunun ve hüznün ondan giderilişini, ayrıca müjdenin ne olduğunu açıklamaya muhtacız.  "Veli"nin kim olduğunu, bize hem Kur'ân, hem hadis gösterir. Bunun Kur'ân'dan delili, Hak Teâlâ'nın bu ayetteki "Onlar iman edip, takvaya ermiş olanlardır" beyanıdır. 'İman etmek" kelimesi nazari kuvvetin, tefekkür kuvvetinin mükemmelliğine, "takvaya ermek" tabiri de ameli kuvvetin mükemmelliğine işarettir. Velilik yakınlık, yardım, tahakküm ve saltanat anlamına gelir. Evliya kelimesi de veli kelimesinin çoğuludur. Evliyaullah tabiri Allah ı sevenler, Allah a dost olanlar, Allah için sevişenler, Allah için velayet yapanlar anlamına gelir. Tefsir kitablarında ve bazı tasavvufi eserlerde uzun uzun izahlar yapılmış isede biz burada muhtasar bir bilgi vermeyi uygun gördük.

 

Velilikte ilk nokta imandır. İman sahibi olmak içinde Allah’a meleklerine, kitablarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanmak gerekir. Hz. Peygamberin insan ve cinlere gönderildiğine inanmak gerekir, Hz. Peygamberin getirdiği her şeye inanmayan mümin sayılmaz. Nerde kaldıki o kişi Allah ın müttaki velileri arasında bulunsun. Hz. Peygamberin getirdiklerinin bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmayanda mümin değil kafirdir. Allah ve resülünün helal kıldıklarını helal, haram kıldıklarını haram olarak inanmayanlar mümin olamazlar, mümin olmayanların Allah ın velisi olmaları düşünülemez. Yüce Allah’a ve O’nun gönderdiklerine iman eden herkes Allah’ın dostluğu için ilk adımı atmış olur. Bu adımda her mümin ortaktır. Yani her mümin ya veli adayı veya velidir. Ancak bu, veliliğin ilk merhalesidir. Ariflerin belirttiği gibi, iman dairesine girdikten sonra sonsuz velilik dereceleri, farklı kulluk makamları, birbirinden güzel manevi hâller, bitmez tükenmez ilâhi zevkler ve ilimler mevcuttur. Herkesin Allah katındaki derecesi, değeri ve fazileti değişiktir. Her mümin sahip olduğu ilim, amel, yakin, teslimiyet, marifet, muhabbet, ibadet, hizmet, edeb ve takva ölçüsünde Allah katında sevilir, Allah’a yakınlık kazanır, ilâhi huzurda kabul görür.

Veli'nin kim olduğunun, hadisden delilleri pek çoktur.

Hz. Ömer (r.a), Hz. Peygamber (s.a.s)'in: ''Onlar, aralarında bir akrabalık ve alıp-verecekleri bir mal olmadığı halde, birbirlerini Allah için seven kimselerdir. Allah'a yemin olsun ki onlann yüzleri nurdur ve insanlar korkup hüzünlendikleri zaman, onlar korkup hüzünlenmezler"(İbn Cerir, Ebu Davud) dediğini ve bu ayeti okuduğunu rivayet etmiştir. Mürşid i kamil olan veliler mal, mülk ve dünya menfaetleri için değil, Allah için ve Allah hakkında severler ve sevilirler. Buna da tasavvufta “Hubbü fillah” denir.

 Abdullah İbn Mesud, İbn Abbas ve seleften bir çokları derlerki, Allah ın dostları görüldükleri zaman Allah ın hatırlandığı, anıldığı kimselerdir. Bezzar da rivayet edilen bir hadis i şerifte İbn i Abbas şöyle rivayet eder; Bir adam; Ey Allah ın Resülü, Allah ın dostları kimlerdir? Diye sormuştu, şöyle buyurdu : “Görüldüklerinde Allah ın hatırlandığı kimselerdir.” Allah ın velilerini görenler, görür görmez Allah ın zikrini hatırlarlar. Onların iç alemlerini, durumlarını ve hallerini görenlere Allah ın zikrini hatırlatır. Kendilerinde böyle ulvi, böyle derin, böyle geniş ve yüksek bir heybet, vakar ve sekinet vardır. Yine, Hz. Peygamber (s.a.s)'in: "Onlar öyle insanlardır ki, onları görenler, Allah’ı hatırlarlar(İbn i Mace) buyurduğu rivayet edilmiştir. Muhakkik âlimler şöyle derler: "Bunun sebebi şudur: Onlarda görülen, huşu ve huzur alâmetlerinden ötürü, bir de Hak Teâlâ onlar hakkında, "Secde izinden nişanlan yüzlerindedir" (Fetih, 29) buyurduğu için, onların bütün bakıp müşahede edişleri, ahireti hatırlamaya yöneliktir.          Ömer ibn i Hattab tan rivayet edildiğine göre Allah resülü (sav) bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur; “Allah ın kullarından öyle kullar vardır ki, onlan nebi değildirler, şehid de değillerdir, lakin kıyamet günü Allah ın nezdindeki makamları sebebi ile nebiler ve şehidler onlara gıpta edeceklerdir. Buyurmuşlardır. Bunun üzerine orda bulunanlar “Ey Allah ın resülü onları bize haber verki bizde onları sevelim” dediler. Allahın Resülü “ Onlar öyle kimselerdir ki , aralarında ne akrabalık, ne alıp verecekleri mal olmadığı halde Allah duygusu ve Allah için sevişirler. Yemin olsun yüzleri bir nur ve kendileride nurdan minberler üzerindedirler. İnsanlar korkturkları zaman korkmazlar, insanlırın mahzun oldukları zaman onlar mahzun olmazlar” buyurmuş ve yukarıdaki ayet i kerimeyi okumuştur.(İbn Cerir, Ebu Davud)  Bu hadisi şerif i bir çok kanaldan sahabeler nakletmişlerdir, Ebu Hüreyre Ra. Nakledenler arasındadır. Allah ın Mürşid i Kamil Velileri yüzlerini Allah a taaatle çevirirler. Allah ta onlara kerametle teveccüh eder.                                                     

 

Maddi rızıklar gibi manevi rızıklar da farklıdır. Allahu Teâlâ dilediği kullarına bol ikram ve ihsanlarda bulunur. Bir kuluna vermediğini, diğerine verir. Bu ilâhi tercihi şu ayetlerden anlıyoruz: “Baksana, biz insanların bir kısmını diğerine nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki âhiret, derece ve üstünlük bakımından daha hayırlıdır.” (İsrâ, 20). “Herkes için yapmış olduğu amellerden dolayı farklı dereceler vardır.” (Ahkâf, 19). “Allah sana iman edenleri yükseltir. Kendilerine ilim verilmiş olanları ise, dereceler ile yükseltir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mücâdele 11) Allah'a mekân ve cihet bakımından yakın olmak imkânsızdır. Bir kısım kendini ehli tasavvuf görenler, O na mekan ve yön atfederlerki bu küfürdür.                  O halde ona yaklaşmak, ancak insanın kalbi, Hak Teâlâ'yı bilmenin nuruna garkolduğunda olur. Bu kimse, baktığında, Allah'ın kudretinin delillerini görür; dinlediğinde Allah'ın ayetlerini dinler; konuştuğunda, Allah'ı sena eder; hareket ettiğinde, Allah'a kulluk ve hizmet için hareket eder, çalışıp çabaladığında, Allah'a taat için çalışıp çabalar. İşte bu şekilde de, Allah'a son derece yaklaşmış olur. İşte bu şahıs, Allah'ın velisidir. İnsan böyle olduğunda, Allah da onun dostu ve velisi olur. Nitekim Hak Teâlâ, "Allah iman edenlerin velisi (yardımcısı)dır. Onları karanlıklardan nura çıkarır. Küfredenlerin dostları (evliyaları) da şeytandır. O da (şeytan) onları nurdan (imandan ayırıp) karanlıklara (küfür yollarına) çıkarır. Onlar cehennemin yaranı(ve adamları)dırlar " (Bakara 257) buyurmuştur. Durumun da böyle olması gerekir. Çünkü yakınlık, ancak iki taraflı olur. Yani veli, yardımcı, terbiye edici ve koruyucu manaları itibariyle Cenab-ı Hakk’a (CC) sevgi muhabbet eden ve itaat eden manaları cihetinden de kula izafe idilir.

Büyük veli Seyyid Abdulkadir Geylanî (ks) de, “Velilik halktan değil, Cenab-ı Hak’tan gelir. Veliliği kullar değil Yüce Allah verir” diyerek, bu işte seçimin Yüce Mevlâ’ya ait olduğunu belirtiyor. Görülüyor ki müminler içinde ilim, marifet ve takva sahipleri, diğer müminlerden ileridedir.

Alim deyince malumat sahibi değil, marifet sahibi akla gelir. Marifet,  yüce Allah’ı gereğince tanımaktır. Marifetin sonucu edep ve ilâhi aşktır. “Kulları içinde Allah’tan ancak alim olanlar korkar.” (Fâtır, 28) ayeti, alimde bulunması gereken en önemli sıfatın edep olduğunu ortaya koymaktadır. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9) ayetiyle diğer insanlardan farklı tutulan alimler, dünyaya değil, Yüce Mevlâ’ya gönül veren ilim ehlidir.

Kur'ân, mü'minlerin kimleri veli edinmemeleri gerektiğini de açıklar. Örneğin, mü'minler şeytanı veli edinemezler. Onu veli edinen tam bir hüsrana gömülür (Nisâ, 4/119). Şeytanı veli edinenler, hesap gününde onun dışında bir dost bulamazlar (Nahl, 16/63). Şeytanlar kâfirlerin velisidirler (A'râf, 7/27). Şeytanlar, mü'minleri, gerçek veli olan Allah'tan uzak düşürmek için kendi evliyasına sürekli gizli direktifler verirler (En'âm, 6/121). Öyleyse mü'minler şeytanı hayat sahnesinden silmelidirler (Nisâ, 4/76). Mü'minler küfre batan kişileri de veli edinemezler (Âlu İmrân, 3/28). Edinirlerse, izzet yerine zillete düşerler (Nisa, 4/28). Yahudiler ve Hristiyanlar da mü'minlerin veli edinemeyecekleri kimselerdir (Mâide, 5/51). Bunlar, mü'minlerin dinlerini eğlence ve alay konusu edinirler. İmana karşı küfrü seviyorlarsa, mü'minler baba ve kardeşlerini bile veli edinemezler (Tevbe, 9/23).

Veliler, diğer müminlerle imanda ortaktırlar, fakat ilim, edep ve ilâhi aşkta apayrı bir hale ve dereceye sahiptirler. Gerçek alim, ariftir; işi Hakk’ı tarif etmektir. Kâmil mürşid yeryüzünde Allah’ın halifesidir. Gönlünü Allah’a veren alime Rabbanî alim denir. Kâmil mürşid Rabbanî alimdir. O, Allahu Teâlâ tarafından seçilmiş ve sevilmiş bir kuldur. Kelamcılar şöyle demişlerdir: "Allah'ın velîsi, delillere dayalı dosdoğru bir inanç içinde olup. sâlih amellerini şeriata uygun ofarak yapan kimsedir" İşte "veli"nin kim olduğu hususundaki söz, kısaca budur.

ayirac

 

22.02.2007 Mustafa ÖZBAĞ


 

  i-4 i-3 i-2 i-1 instagram
canliyayin
b 1
salavatıseba
b-3
b-4
b-5
b-6
b-7
b-2
b-8
b-9
2018 sebiarus liste
Welcome 200GBP Bonus at Bet365 here.