KADINLARIN

ALİMLERİN VE MÜRŞİD-İ KAMİLLERİN SOHBETLERİNE KATILMALARI 

Haram kılan yalnız Allah’tır.
Kati naslarla işlenilmesi yasaklanan fiillere “Haram” denilir. Hanefi fukahası “Haramın sabit olması için kat’i ve şüphesiz bir delil” şarttır hükmünde ittifak etmişlerdir. Kuran-ı Kerim de “Dillerinizin yalan vasfetmesi ile: "Şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar. Onlar için dünyada pek az bir menfaat var, ahirette ise çok acıklı bir azab vardır.(Nahl-116-117) hükmü beyan edilmiştir. Haram hususunda kat i delilin şart olması bu Ayet-i Kerime ye dayanır.                Sıfat ve mevkileri ne olursa olsun hiçbir kulun haram ve helâl kılma selâhiyeti yoktur; bu selâhiyet yalnızca Allah Teâlâ'ya mahsustur.                           

Peygamberlerin bu mevzudaki ifadeleri Allah'ın iradesini ve hükmünü kullarına bildirmek ve açıklamaktan ibarettir.   Allahu Teâlâ, Resûlüne uymayı, kendine uymak olarak bildirmekte ve Resûlün emri ile kendi emrini ayıranlara kâfir demektedir.                  

Ayet i Kerimelerde “Kim Resûle itâat ederse, Allah’a itâat etmiş olur. Kim de yan çizerse üzerlerine seni gözcü göndermedik.” (Nisâ, 80) “Bir de Peygamber size ne emri verirse tutun, yasakladığından da sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allah azabı çok şiddetli olandır.”(Haşr, 7) “Resûlün emrine muhalefet edenler her an başlarına bir fitne veya elim azabın gelmesinden sakınsınlar.”(Nur, 63) “Yemin olsun ki Resûlullahta sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel örnekler vardır.” (Ahzâb, 21)  “Ey iman edenler Allah’a itâat edin, peygambere de itâat edin, sizden olan ulül emre de itâat edin. Sonra bir şeyde ayrılığa düştüğünüz zaman hemen onu Allah ve Resûlüne arz edin. Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanan müminlerseniz. O hem hayırlı hem de sonuç itibariyle daha güzeldir.”(Nisa 139) Bir müslümanın itaati ; Allah’a, Resulullah (sav)’e kendisinden olan ulül emredir.                                                                           

Günümüzde ise bazı sapık fikirli kişiler haramlar konusunda sadece Kuran’a uyulacağını,Kuran’dan başka yasak koyucu bulunmadığını söyleyerek, sinsice Peygamber efendimizin (sav)’in bir yasak koyamayacağını söylemekteler ve böylece insanları imansızlığa sürüklemektedirler. Bunların geleceğini Peygamberimiz bize daha önce nakletmiş ve bir hadisi şerifte ; Mikdâm İbnû Ma’dîkerib (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: “Bizimle sizin aranızda Allah’ın kitabı vardır. Onda nelere helâl denmişse onları helâl biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz” diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın haram kıldıkları da tıpkı Allah’ın haram ettikleri gibidir” (Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnû Mâce) buyurarak bizi uyarmıştır. Böylece Peygamberimizin (sav)’in haram ettiklerini biz haram olarak kabul ederiz. Yukarıda bahsettiğimiz ayette de "Dilinizi yalana alışmış olduğu için her şeye "şu haram, bu helâldir" demeyin, zira Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz" (Nahl-116) Bu sebepledir ki selef âlimleri, hakkında kesin nass bulunmayan şeyler için "haram" demekten kaçınır, "mekruh, sevimsiz hoş değil.." gibi ifadeler kullanmayı tercih ederlerdi. (eş-Şâfiî, el-Umm ) Yasaklanmamış her şey mübah ve helâldir: "Eşyada aslolan  ibâhadır" şeklinde ifade edilen bu kaideye göre herhangi bir şey veya menfaati yasaklayan sahih nass bulunmaz veya bulunur da delaleti kat'i olmazsa haram hükmü de bahis mevzuu olamaz. İslâm fıkıhçıları bu kaideyi şu âyet ve hadislerden çıkarmışlardır:

 


"Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O'dur." (Bakara-29) "Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir." (Casiye-13) "Allah'ın göklerde olanları da, yerde olanları da buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size ihsan ettiğini görmez misiniz?" (Lokman-20).


                                                                                                          

Rivayet olunduğuna göre Resulullah (s.a.v.)'den, yağ, peynir ve yabani eşek etinin hükmü sorulmuş, O da şöyle buyurmuştur: Selman el-Farisî ve İbnu Abbâs radıyallahu anhüm anlatıyorlar: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Helâl, Allah Teâla hazretlerinin kitabında helal kıldığı şeydir. Haram da Allah Teâla Hazretlerinin kitabında haram kıldığı şeydir. Hakkında sükût ettiği şey ise affedilmiştir. Onun hakkında sual külfetine girmeyiniz." (Tirmizi,İbnu Mace)."Helâl, Allah'ın kitabında helâl kıldığı, haram da Allah'ın kitabında haram kıldığıdır; hakkında bir şey söylemedikleri ise sizin için affedip serbest bıraktıklarıdır." (Tirmizî,İbn Mâce, Buhârî, Müslim) 


                                                                                                              

"Helâl, Allah'ın kitabında helâl kıldığı, haram da Allah'ın kitabında haram kıldığıdır; hakkında bir şey söylemedikleri ise sizin için affedip serbest bıraktıklarıdır." (Tirmizî,İbn Mâce, Buhârî, Müslim) 
                                                                                                              

Başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Allah bazı şeyleri farz kılmıştır; bunları kaçırmayın, bazı sınırlar koymuştur, bunları da aşmayın, bazı şeyleri haram kılmıştır, bunları işlemeyin, unutmaktan değil, size olan rahmetinden dolayı bazı şeyler hakkında da bir şey buyurmamıştır; bunları da soruşturmayın." (Dârakutnî rivâyet etmiş Nevevi de hasen olduğunu bildirmiştir.) 
                                                                                                                 

Bu âyet ve hadisler her şeyin insanlar için yaratılmış, onların istifadelerine sunulmuş olduğunu, haram ve yasak olan şeylerin istisnai olduğunu ve bunların da hikmetleri, hususî sebepleri bulunduğunu, hakkında nass bulunmayan veya aynı illeti taşımayan şeylerin haram olmadığını ifade etmektedir. Câbir (r.a.)'ın şu ifadesi de bu kaideyi teyid etmektedir: "Kur'ân-ı Kerîm nâzil olurken biz azil yapardık (çocuk olmasın diye korunurduk), eğer yasaklanacak bir şey olsaydı Kur'ân onu yasaklardı." (Buhâri,Müslim) Hakkında nass olmayan her şey ve hareketin mubah oluşu ibadetlere şamil değildir. Bu kaideye dayanılarak her mükellef, kendi uydurduğu ve istediği şekilde Allah'a ibadet edemez; çünkü Allah Teâlâ'ya nasıl ibadet edileceği, O'nun hoşnutluğunun nasıl kazanılacağı akıl vasıtasıyla bilinemez, bu mevzuda ilâhi beyana ihtiyaç vardır; şu halde Allah'a ve yalnız Allah'a O'nun öğrettiği şekilde ibadet edilebilir. Bu uzun girişten sonra gelelim konumuza; Kadınların mescitlerde, camilerde, sohbet salonlarında, erkek vaiz, bir konunun uzmanı, Alim veya üstat olan bir Mürşid-i Kamil bir zatın sohbetine, tesettür dairesinde katılıp katılamayacaklarına.                                                                                                                      

Aslında devr–i saadette kadınlar belki beş vakit namaz için, mescid–i Nebi’ye geliyordu. Hatta kadınlarını camiye gelmekten men etmek isteyen erkeklere karşı Allah Rasulü (s.a.s.), “Allah’ın yaratıkları olan şu kadınları, mescide gelmekten alıkoymayın” (Buhari,Müslim) emrini vermişti.       Hatta kendisinden kadınlar özel bir sohbet günü tayin etmelerini istemişlerdi.Bu hususta Bir hadis-i Şerif te; Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: “Kadınlar Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Sizden (istifade hususunda) erkekler bize galip çıktı (yeterince sizi dinleyemiyoruz). Bize müstakil bir gün ayırsanız!" Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bunun üzerine onlara bir gün verdi. O günde onlara vaaz u nasihat etti, bazı emirlerde bulundu. Onlara söyledikleri arasında şu da vardı: "Sizden kim, kendinden önce üç çocuğunu gönderirse, onlar mutlaka kendisine ateşe karşı bir perde olur!" Bir kadın sormuştu: "Ey Allah'ın Resulü! Ya iki çocuğu ölmüşse? "İki de olsa!" buyurmuşlardı."(Buhari,Müslim,).     Resulullah (sav) erkekler kadar kadınların da dinlerini öğrenmelerini ve yaşamalarını istiyor ve bu konuda gayret gösteriyordu. Dinin erkeklere ve kadınlara indiğini, ibadetlerinde her iki cinse de farz olduğunu beyan ediyor ve Bayram namazlarında bütün ümmeti mescitte toplatıyordu. Ümmü Atiyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah bize, bayram namazlarına genç kızları, çadırda kalan genç bakireleri, ve hayızlı kadınları da çıkarmamızı emretti. Hayızlıların da katılmaları müslümanların cemaatlerini görmeleri, dualarında hazır bulunmaları içindi, bunlar namazgâhların dışında kalacaklardı. " (Buhari,Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizi, Nesâi).     Demek ki Allah Resülu bütün cemaatini bir merkezde toplu tutmaya özen gösteriyordu. Çünkü İslami cihat ve anlayış topyekün olmalıydı. Hatta bir seferinde Bayram namazından sonra kadınların bölüme geçerek onlara uzun bir sohbet etmişti.                                                                                              

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte bayrama katıldım. Efendimiz hutbeden önce, ezansız ve ikametsiz namaz kıldırdı. Sonra Bilâl (radıyallahu anh)'e dayanarak kalktı. Allah'tan korkmayı emretti ve O'na itaate teşvik etti. İnsanlara vaaz edip; ölümü, ahireti, cenneti, cehennemi hatırlattı.  Sonra kadınlar bölümüne geçti. Onlara da aynı şekilde vaaz etti, hatırlatmalarda bulundu. Ve: "Allah için tasadduk edin, zira sizin ekseriyetiniz cehennem odunusunuz!'' buyurdu. Yanakları kararmış itibarlı kadınlardan biri kalkarak:"Niçin ey Allah'ın Resülü? dedi (niye cehennem odunlarıyız?)''  Resulullah açıkladı: "Zira siz kadınlar çok şikâyette bulunuyor, kocalarınıza nankörlük ediyorsunuz." "Bunun üzerine kadınlar takılarından tasadduk etmeye başladılar. Hz. Bilâl'in eteğine atıyorlardı."(Buhari,Müslim,Ebu Dâvud, Nesai).                  

Yani yanında birde başka erkek sahabe vardı.  Yine aynı konuda İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (bir bayram namazında kadınlar tarafına geçerek): "Ey kadınlar cemaati! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfarı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm" buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın: "Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: "Ağzınızdan kötü söz çok çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında akıl sahibi erkeklere galebe çalan sizden başkasını, görmedim!"dedi.O kadın tekrar: "Ey Allah'ın resulü! Aklı ve dini eksik ne demek?" diye sorunca Aleyhissalâtu vesselâm açıkladı: "Aklı noksan tabiri, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasını ifade eder. Dinlerinin eksik olması tabiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifade eder." (Buhârî,Müslim,Nesâî,Muvatta,). 

Resulullah sav erkeklerle biatlaştığı gibi kadınlarla da biatlaşmıştır.  Ümeyme bintu Rukayka (radıyallahu anh) dedi ki: "Ensâr'dan bir grup kadınla Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelip kendisine: "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, çalmamak, zina etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, halde ve istikbalde iftira atmamak, sana meşrû emirlerinde isyan etmemek şartları üzerine biat ediyoruz" dedik. Hemen ilâve etti: "Gücünüzün yettiği ve takatinizin kâfi geldiği şeylerde". Biz: "Allah ve Resûlü bize karşı bizden daha merhametlidir, haydi biat edelim" dedik. Süfyan merhum der ki: Kadınlar, biatı (erkekler gibi) musâfaha ederek yapmayı kastetmişlerdir. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Ben kadınlarla müsâfaha etmem, benim yüz kadına toptan söylediğim söz her kadın için ayrı ayrı söylenmiş yerine geçer" buyurdu.(Muvatta, Tirmizî).  Resulullah sav bugünkü sapıklar gibi tokalaşarak veya musafaha ederek kadınlarla biatlaşmamıştı.Kadınların erkek Alim, Vaiz veya mürşidlerinin sohbetlerinde edeb dairesinde bulunmalarını yasaklayıcı bir delil mevcut değildir, hatta böyle sohbetlerde bulunmaları sünnettir, ibadettir. Bugün dinin anlaşılması ve yaşanılması için zaruridir. Veli, Resulullahı iyi tanıdığı için, Onun mübarek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlakı güzel olur. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Her müslüman, terbiye edici bir üstada muhtaçtır. Üstat onu terbiye ederek, kötü huylardan kurtarır. Allahü teâlâ, insanlara doğru yolu göstermek için, Peygamber gönderdi. Peygamberden sonra ona vekil olarak evliyayı yarattı. (Eyyühel-veled)  İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:Velinin kalbindeki feyizler, nurlar, güneşin ziyası gibi yayılır. Onu seven müslümanların kalplerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalplerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, böyle kemale geldi. [m.260] Buyurmuştur. Günümüz Fıkıh Profesörlerinden Hayrettin Karaman hocada konuyla alakalı bir yazısında “Kadınlarla erkeklerin örtük olarak ve edep dairesinde bir arada bulunmalarında, din ve dünya için faydalı konuşma ve görüşme yapmalarında bir mahzur yoktur. Bunu meneden bir nass mevcut değildir. Bunu yasaklayanlar "Fitne" gerekçesinden hareket etmişlerdir. Burada "cinsel günaha girme tehlikesi" şeklinde anlamamız mümkün olan fitne izâfî bir kavramdır. Böyle bir fitne kadınlarla bir yerde bulunanlar için de kadınlardan ayrı olanlar için de söz konusudur. Ayrıca belli bir davranışın getirisi yanında götürüsünü de düşünmek gerekir; yani fitne (zarar ihtimali) tek yönlü değildir. Meselâ konumuz açısından kadınların faydalı bir sohbetten ve beraberlikten uzak tutulmalarının da zararları vardır. Hasılı iyi niyet, fayda ihtimali, ihtiyaç ve gerekli tedbirler “örtünme, edep, bir odada halvet etmeme” çerçevesinde kadınların cami, mescit, tekke, konferans salonu gibi umuma açık yerlerde alimlerin ve üstatların sohbetlerine katılmalarında bir sakınca yoktur, bunu yasaklayan bir emirde yoktur.Halvet (namahremle baş başa kalmak), eğer isteseler zina yapabilecekleri bir ortamda olursa caiz değildir, bunu engelleyen durumlar varsa (kapının açık, daima gelen gidenin var olması gibi) ihtiyaç hallerinde caiz olur.” Demiştir. Konuyla alakalı bazı ayet ve hadisleri naklederek doğrusunu Allah bilir deyip sonlandıralım. “Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram saymayın. Ve aşırı da gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.”(Maide-87)  De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziynetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış?"(A’raf-32)         “Peygamber'in üzerine düşen sadece duyurmadır. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.”(Maide-99)       “De ki: "Haydi, Allah bunu yasak etti diye tanıklık edecek şahitlerinizi getirin.". Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme. Ayetlerimi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların keyiflerine uyma. Çünkü onlar Rablerine başkasını denk tutuyorlar. De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti. Yetimin malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştir. İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. (Azabından) korunmanız için Allah size böyle tavsiye etmiştir.(En’am150-151-152-153) Nu'man İbnu Beşir radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da tebrie etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa, cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir." (Buhari,Müslim,Ebu Davud,Tirmizi,Nesai) 

İslâma girmeden önce hıristiyan olan Adiy b. Hâtim Peygamberimiz (s.a.v.)’e gelmiş, O'nun "Allah'ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i rab bildiler..." (et-Tevbe:9/31) meâlindeki âyeti okuduğunu işitince: "Ya Rasûlallah! Onlar bunlara ibadet etmediler" demiş, Rasul-i Ekrem de şu cevabı vermiştir: "Evet, dediğin doğrudur; ancak bunlar onlara helâli haram kılmış, haramı da helâl kılmışlar, onlar da bunları uygulamışlardır; işte onların bunlara ibadeti bundan ibarettir." (Tirmizî)

 


Bu ayetin tefsirinde Resulullah (sav)’ın şöyle buyurduğu da rivâyet edilmiştir: "Bunlar onlara ibadet etmediler; fakat onlar bunlara bir şeyi helâl kıldıklarında bunu helâl, haram kıldıklarını da ise haram biliyorlardı." İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında erkekler ve kadınlar beraberce bir kaptan abdest alıyor idiler."(Buhari,Muvatta, Ebu Davud,Nesai,). 

 İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında erkekler ve kadınlar beraberce bir kaptan abdest alıyor idiler."(Buhari,Muvatta, Ebu Davud,Nesai,). 

Allah (cc) bizleri yanılmaktan, kasti davranmaktan muhafaza eyleyip, Kuran ve Sünnete tabi olmayı nasip eylesin.      

Mustafa ÖZBAĞ 17 NİSAN 2007

  i-4 i-3 i-2 i-1 instagram
canliyayin
b 1
salavatıseba
b-3
b-4
b-5
b-6
b-7
b-2
b-8
b-9
Welcome 200GBP Bonus at Bet365 here.