ayirac

Kaza Namazları

Vaktinin dışında kılınan namazlara kaza namazı denir. Namazın şer'an belirlenen vakti dışında kılınması anlamındaki 'kaza" bir fıkıh terimidir. Namazın vakti içinde kılınmasına "edâ" bir eksiklik yüzünden yeniden kılınmasına "iâde" denir. İslâm'da namaz, oruç ve hac gibi ibadetler için belirli ifa vakitleri konulmuştur. Bu vakitlerin kaçırılması hâlinde artık edâ değil, kaza söz konusu olur. Farz namazların kendi vakitleri içinde kılınması farzdır. Özürsüz olarak bir namazın vaktini geçirmek büyük günahlardan sayılmıştır. Bazıları ne yazıkki günümüzde namazın kazasının olmayacağı söylemekte ve insanların kafalarını karıştırmaktalar. Oysaki biraz hadis okusalar görecekler ki Allah ın Resulu sav de kaza namazı kılmış. Çok sahabe bunları bize nakletmişlerdir.

Ebû  Kat â de  (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah'la beraber bir gece boyu yürüdük. Cemaatten bazıları: "Ey Allah'ın Resûlu! Bize mola verseniz!" diye talepte bulundular. Efendimiz "Namaz vaktine uyuya kalmanızdan korkuyorum" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Bilâl: "Ben sizi uyandırırım!" dedi. Böylece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) mola verdi ve herkes yattı. Nöbette kalan Bilâl de sırtını devesine dayamıştı ki gözleri kapanıverdi, o da uyuyakaldı. Güneşin doğmasıyla Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) uyandı ve: "Ey Bilâl! Sözün ne oldu?" diye seslendi ve Hz. Bilâl: "Üzerime böyle bir uyku hiç çökmedi" diyerek cevap verdi. Aleyhissalâtu vesselâm: "Allah Teâlâ Hazretleri, ruhlarınızı dilediği zaman kabzeder, dilediği zaman geri gönderir. Ey Bilâl! Halka namaz için ezan oku" buyurdu. Sonra abdest aldı ve güneş yükselip beyazlaşınca kalktı, kafileye cemaatle namaz kıldırdı." (Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî). Bu hadis, Ebû Dâvud’un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Güneşin harareti onları uyandırınca kalktılar, bir müddet yürüdüler, sonra tekrar konaklayıp abdest aldılar. Hz. Bilâl (radiyallâhu anh) ezan okudu. Sabahın iki rek’âtlik (sünnet) namazını kıldılar, sonra da sabah namazını (kazaen) kıldılar. Namazdan sonra hayvanlara binip yola koyuldular. Giderken birbirlerine: "Namazımızda ihmalkârlık ettik" diye yakınıyorlardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Uyurken (vaki olan namaz kaçması) ihmal sayılmaz, ihmal uyanıklıktadır. Sizden biri, herhangi bir namazda gaflete düşer kaçırırsa, hatırlayınca onu hemen kılsın. Ertesi sabahın namazı da mutad vaktinde kılınır" buyurdu." (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî)

Ebû Dâvud’un bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Namaz(ın kaçmış olmasın)dan korkarak kalktık, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ağır olun, ağır olun, bunda bir taksırınız yok!" buyurdu. Güneş yükselince de: "Sizden kim sabahın iki rek’ât sünnetini (mutad olarak) kılıyor idiyse yine kılsın" dedi. Bu emir üzerine kılan da, kılmayan da kalkıp sünnetini kıldı. Sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) namaz için kamet emretti. Kamet getirildi. Efendimiz kalktı ve bize namaz kıldırdı. Namaz bitince: "Haberiniz olsun, Allah'a hamdediyoruz ki, bizi namazımızdan, dünyevi işlerimizden herhangi biri alıkoymuş değildir. Ancak ruhlarımız Allahu Teâlâ'nın kabza-i tasarrufundadır, dilediği zaman onu salar. Sizden kim sabah namazına, sabahleyin mutad vaktinde kavuşursa, sabah namazıyla birlikte bir mislini de kaza etsin!" dedi.” (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî)

Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâî'nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: "Şunu bilin ki, uykuda ihmal sözkonusu değildir. İhmal (yani taksir), diğer bir namazın vakti girinceye kadar namazını kılmayan için mevzu bahistir." (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî)

İmam Malik, Zeyd Ibnû Eslem'den naklen anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: Muhakkak ki, Allah, ruhlarımızı kabzetmektedir. Dilerse onu, bize bundan başka bir vakitte iade eder." Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) böyle söyledikten sonra Hz. Ebû Bekri's-Sıddık (radiyallahu anh)'a yönelerek: "Şeytan (bu gece) namaz kılmakta iken Bilâl'e geldi ve onu yatırdı. Uyuması için bir çocuk nasıl sallanarak avutulursa öylece onu da sallayarak uyuttu" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sonra Bilâl'i çağırdı. Gelince Bilâl, Resûlullah'a onun Hz. Ebû Bekr'e anlattiğının tıpkısını haber verdi. Hz. Ebû Bekr bu işittikleri karşısında: "Şehâdet ederim ki, sen Allah'ın Resûlusun!" demekten kendini alamadı." (Muvattâ)


Hz. Câbir (radiyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Ömer, Hendek savaşı sırasında bir keresinde güneş battıktan sonra geldi ve Kureyş kafirlerine küfretmeye başladı ve bu meyanda: "Ey Allah'ın Resûlu dedi, güneş batmak üzereyken ikindi namazını (güç bela) kılabildim". Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Vallahi ikindiyi ben kılamadım!" dedi. Beraberce kalkıp Butha'ya gittik. Orada Efendimiz abdest aldı, biz de abdest aldık Güneş battıktan sonra ikindiyi kıldı, sonra da akşamı kıldı." (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî)

İbnû Mes'ûd (radiyallâhu anh) anlatıyor: "Müşrikler Hendek günü Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı fazlaca meşgul ederek dört vakit namazı kazaya bıraktırdılar, geceden Allah'ın dilediği bir müddet geçinceye kadar onları kılamadı. Sonra Bilâl (radiyallahu anh)'e emretti, o da ezan okudu. Sonra kamet getirdi. Resûlullah öğleyi (kazaen) kıldı. (Bilâl tekrar) kamet getirdi, Resûlullah ikindiyi kıldı. Sonra (Bilâl tekrar) kamet getirdi. Resûlullah akşamı kıldı. Sonra (Bilâl yatsı için) kamet getirdi ve Resûlullah yatsıyı kıldı." (Tirmizî, Nesâî)

Hz. Enes (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim bir namaz unutacak olursa hatırlayınca derhal kılsın. Unutulan namazın bundan başka kefareti yoktur." (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî). Buhârî ve Müslim’in bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: “Sizden biriniz namaz sırasında yatmış idiyse veya namaza karşı gaflet etmiş (ve unutmuş) ise, hatırlar hatırlamaz onu kılsın. Zira Allahu Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmuştur: "Beni anmak için namaz kıl!" (Tâ-hâ, 14)”. (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî)

Görülüyorki Resulullah sav çeşitli özürlerden dolayı namaz kaza etmiştir. Bir kimsenin namazın kazası olmaz demesinin ilimle bir ilgisi yoktur.

İslâm fakihlerinin büyük çoğunluğuna göre zamanında kılınamayan farz namazların kazası da farzdır. Çünkü uyku veya unutma gibi bir özür hâlinde bile kaza gerekince, bir özrü olmaksızın namazını vaktinde kılmayanlara da kaza etmeleri öncelikle gerekir. Ayrıca, namazı geciktirmekten dolayı Allah'a tevbe ve istiğfar edilir. Namazı kaza etmeden yapılacak tevbe geçerli olmaz. Çünkü tevbenin ön şartlarından birisi, önce ma'siyetten vazgeçmektir (İbn Âbidin, İbnü'l-Hümâm) Vaktinde kılınmamış olan beş vakit farz namazların, kazası farz. Vitir namazı gibi vacip inde kazası da vaciptir. Terk edilen sünnetlerin kazası gerekmez. Ancak başlanıldıktan sonra herhangi bir sebeple terk edilen sünnet veya nafile namazın kazası vacip olur. Kadınlar özel hallerinde kılamadıkları farz namazlarını kaza etmezler.

Dâru'l-harb'de müslüman olup da bilgisizliği yüzünden namazlarını kılmamış olan kimse, daha sonra dini görevlerini öğrense bu namazları kaza etmesi gerekmez. Yükümlü olabilmek için bilgi şarttır. Dâru'l-İslâm'da hidayete eren kimse bu konuda özürlü sayılmaz. İman ve islamdan önceki namazlarını kaza etmez, bunlar Allahu Teâla tarafından affedilmiştir, ancak iman ettikten sonra namazlarının kılmakla ve bilgisizliği veya ihmali yüzünden kılmadığı namazlarını da kaza etmekle yükümlüdür.

Asıl problem ve tartışma; Kaza namazı borcumuz var iken, duha ve tesbih gibi nafile namazları kılmak caiz mi, değimli meselesidir. Bu meselede asıl önemli olan namazın kazaya kalma sebebidir. Eğer namaz şer'i bir özürle kazaya kalmışsa, mesela, seferde; sel, yırtıcı hayvan, eşkıya, anarşist gibi bir tehlike varsa, namazı oturarak veya hayvan üzerinde ima ile de kılmak mümkün değilse, annenin veya çocuğunun telef olacağı zaman ebenin ve acil ameliyatlarda doktorun müdahalesi esnasında kılınamamışsa ve uyku, unutmak gibi bir özürle namaz kaçırılmışsa, kazayı önce kılmak gerekmez, bahsedilen nafile namazları kılmakta hiç mahzur olmaz. Çünkü namazın bu özürle kazaya kalması günah değildir. Böyle bir özürle kaçırılan namazlara faite namaz denilmektedir. Çünkü, bir Müslüman namazlarını terk etmez. Ancak yukarıda bildirilen bir özür ile kaçırabilir. Bir özür ile kaçırılmış namaz ile özürsüz, kasten terkedilmiş namazın hükmü aynı değildir. Namazları, bir özürle fevt ederek kazaya bırakmak günah olmadığı için, bunların kazalarını, nafile kılacak kadar geciktirmek de günah olmaz. (R. Muhtâr, Halebi, Hindiyye)

Terk edilmiş namazın hükmü ne gelince;

Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in müctehid imamları; kaza namazı bulunan mükelleflerin, bunları acilen kılmaları gerektiği hususunda müttefiktirler. Bu hususta hiçbir ihtilaf yoktur. Ancak üzerinde kaza namazı bulunan kimseler, "Nafile namaz kılabilir mi, kılamaz mı?" konusunda farklı içtihadlar mevcuddur. İmam-ı Şafii (rha)'den rivayet edilen zahir kavle göre; üzerinde kaza namazı bulunan kimse, beş vakit namazın sünnetleri de dahil olmak üzere, hiçbir nafile namazla meşgul olamaz. Derhal kaza namazlarını kılmak zorundadır. (Fetava-i fıkhiyye)

İmam-ı Ahmed (rha) ve İmam-ı Malik (rha)'ten de aynı kavil rivayet edilmiştir. İbn-i abidin bu konuyu izah ederken: "Nafile namazlara gelince; bu babta Muzmirat'ta şöyle denilmiştir: "Geçmiş namazların kazasıyle meşgul olmak nafilelerden daha evlâ ve mühimdir. Bundan yalnız farz namazların sünnetleriyle kuşluk ve tesbih namazları, bir de hakkında hadis rivayet edilen namazlar müstesnadır" buyurmaktadır. Feteva-ı Hindiyye'de: "Hüccet'de: "Kazaya kalmış namazları kılmak, nafile namazları kılmaktan çok daha ehemmiyetli ve çok daha münasiptir. Yalnız ma'ruf sünnetler bu hükümden müstesnadır. Bunlar nafile niyeti ile kılınır. Başkaları ise kaza niyetiyle kılınır. Muzmirat'ta da böyledir" hükmü kayıtlıdır.

Büyük âlim İbni Nüceym'e soruldu ki, kaza namazı olan kimse, sünnetleri kılarken kazaya niyet ederek kılsa, sünnetleri terk etmiş olur mu? Cevabında, “Sünnetleri terk etmiş olmaz. Çünkü sünnetleri kılmaktan maksat, o vakit içinde farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Kaza kılmakla, sünnet de yerine getirilmiş olur.” (Nevâdir-i fıkhiyye fi mezheb-il-eimmet-il Hanefiyye s.36) Sünnetleri kılacakken, kazaya niyetlensek, böylece hem sünneti yerine getirmiş oluruz, hem de kaza namazımızı kılarak ikisini birden yerine getirmiş sayılırız. Meşhur ifadeyle bir taşla iki kuş vurmuş duruma geliriz.

Hamza Efendi hazretlerinin (Bey' ve Şirâ) risalesinin şerhinde, “Kaza borcu var iken, nafile kılmak ahmaklıktır” buyuruluyor.

S.Abdülhakim Arvâsi hazretleri buyuruyor ki: “Kaza borcu olan, sünnetleri kılarken, kazaya da niyet etmelidir.”

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer'e vasiyetinde, “Farz olan ibadetler ödenmeden nafileler kabul olmaz” buyurduğu rivayet edilir. (Kitab-ül Harac)

Peygamber efendimiz buyuruyor ki: “Hak teâlâ "Farz ibadetle bana yaklaşıldığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşılamaz"buyurdu.” (Buhâri),

Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri “Farz borcu varken sünnet ile meşgul olmak ahmaklıktır. Çünkü sünnetleri kabul olmaz” buyuruyor.(Fütuhul gayb ve şerhi)Farzın yanında nafile ve sünnet, deniz yanında bir damla bile değildir. (İ.Rabbani)

Özürsüz terk edilen namazı kılmakta dört mezhep arasında fark yoktur. Bazı kimseler de; “Kuşluk, tehiyyet-ül mescid, evvabin, tesbih namazı gibi nafile namazları kılmak, kaza namazı kılmaktan iyi olduğu için; kaza namazı kılmak yerine, bu nafileleri kılmak gerekir” diyorlar.

Halbuki, nafileler hiçbir zaman farzın yerine geçmez. Bir kimse farzları, vacipleri kılsa fakat ömründe hiç nafile kılmasa; nafile kılmadığı için sorumlu bile olmaz. Müslim'deki bir hadis-i şerifte, “Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece “teheccüd” namazıdır” buyuruldu. Bir kimse, ömründe hiç teheccüd kılmasa, ahirette hiçbir ceza verilmez.

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Nafilenin kıymeti, farzın yanında hiç gibidir, okyanus yanında bir damla gibi bile değildir. Sünnet de farzın yanında okyanus yanındaki bir damla su gibidir. (1/260)

Bunlara rağmen, Allahın emri olan farzı bıraktırıp, Duhâ, Tesbih, Teheccüd gibi nafileleri kıldırmaya çalışıyorlar. Bir kimse, ömründe hiç nafile kılmasa, âhirette ceza verilmez. Fakat bir farzı terk etmenin cezası çok büyüktür. Düşman karşısında, bir farz namazı kılmak mümkün iken, terk etmenin cezası, 700 büyük günaha bedeldir. (Câmi'-ül-fetâvâ)

O halde Resulullah efendimizin emrine uyup bir an önce kazaları bitirmeye çalışmalıdır. Kardeşlerimiz mutlaka kazaya kalmış ibadetlerini ve bilhassa namaz gibi çok önemli bir farzı hafife almamalı, mutlaka kazaya kalan namazlarını kılmaları gerekmektedir. Mademki tasavvuf yolu Allah’a giden selametli yol, o zaman Şeriatımızın ve yolumuzun gereği mutlaka kazalarımızı kılmamız gerekmektedir.

ayirac

05.08.2007 Mustafa ÖZBAĞ 

  i-4 i-3 i-2 i-1 instagram
canliyayin
b 1
salavatıseba
b-3
b-4
b-5
b-6
b-7
b-2
b-8
b-9
2018 sebiarus liste
Welcome 200GBP Bonus at Bet365 here.