BİR YAZIYA CEVAP

Yiğidim! Kim kötü bir gelenek koyarsa, ondan sonra halk cahilliğinden bu geleneğe uysa,bütün bu adeti işleyenlerin günahı, o adeti ilk koyana da yazılır. Çünkü o baştır, diğerleri kuyruk. (Mesnevi V,1956,1957)”

Her halde bizim önce gelenek kavramının üzerinde durmamız gerekecek. Geleneğin bütün pencerelerinden bakmaktansa, konunun anlaşılmasına yardımcı olunması açısından sadece dinsel olandan bahsetmemiz gerekmekte kanımca Gelenek ilahi kökenli ve insanlık tarihinin başlıca dönemleri boyunca vahiy aracılığıyla mesajın yenilenmesiyle varlığını sürdürmüş olan hakikati ifade eden bilgi birikimi ve bilginin türüdür. İslam tasavvufundaki ‘el-hikmetü’l halide’, Batı geleneğindeki ‘sophia perennis’, hindu öğretisindeki ‘sanatana dharma’, farisi düşüncede ‘cavidan-ı hıred’ örneklenmesi gerekirse örneklenebilinir. Nitekim tüm gelenekler benzerlik ile bir özün yansımaları, tek bir gerçeğin kollarıdırlar ve bu yüzdendir ki kendisi insanlık tarihinin farklı dönemlerinde farklı isimler altında, özündeki değişmeyen hakikatin bir yansıması olarak zuhur etmişlerdir.

Bir şeyin iyi veya kötü gelenek olduğunu biz ilimle tespit etmemiz gerekir. İslam dininin bu konudaki ilmini; Kuran, Sünnet ve İmamların içtihatı belirler. Kimse kendi heva ve hevesinden bir şeyin kötü veya iyi olduğunu iddia edemez, ederse o na Dinin kendi içindeki kurallarından delil getirmesi istenir. Bu konuda insanlar dinin emirlerinden sorumludurlar. Din adına başka birilerine sorumlu değillerdir. Eğer herhangi bir eylem din adına yapılıyorsa bizim o nun kitab, sünnet ve imamların ictihatlarına uyup uymadığına bakmamız gerekir, dinin “bencesi” başkalarını bağlamaz.Bu bağlamda bizim hal ve hareketlerimiz, söylem ve fikirlerimiz dinin temel bilgi kaynağı olan Kuran ve Sünnet e karşı değil ise, bu işlediklerimiz dinin nehyettiği bir şey değil ise, yani sizin anlayacağınız biçimde haram değil ise, sizin bizi eleştirecek hakkınız bulunmamaktadır, tabi İslam dinince, kurallarınca.Din adına gelişen Gelenekler ve yollar kuran ve sünnete uyduğu müddetçe doğru ve güzeldirler. Bu bağlamda Allah Resulü SAV “Sözlerin en iyisi Allah’ın kitabıdır. Yolların en iyisi Muhammed’in yoludur. İşlerin en şerlisi uydurulmuş olanlarıdır. Her bid’at sapıklıktır” buyurmuştur.(Müslim, İbn Mace, Buhari, Tergib ve Terhib)Eğer bizim işlediklerimizde dinin uygunsuz gördüğü bir şey var ise bilmek isteriz. Allah ı sevmek ve sevdirmek, Resulullah’ ı sevmek ve sevdirmek, Velileri sevmek ve sevdirmek eğer yanlış bir yol ve gelenek ise biz bunu yapmaya yinede devam edeceğiz çünkü Allah resülü “Allah ım Senin sevgini, seni sevdirenlerin sevgisini, seni sevenlerin sevgisini bana lütfet” buyurmuş.

Mevlevi mukabeleleri, Hz Mevlana zamanında yapılan ritüeller değildirler. Mevlevî Âyini, Hz. Mevlâna tarafından tamamen bir vecd hâlinin ifadesi olarak, bir usûl ve merasime bağlı olmaksızın yapılan semânın, bir düzene bağlanması ile oluşmuştur. Hz. Mevlâna'nın düşünce, fikir, yaşayış, ilim, aşk ve cezbesinin, bir tasavvuf ekolü ve geleneği halinde ortaya çıkışı, oğlu Sultan Veled zamanında olmuştur. Sultan Veled ve hatta oğlu Ulu Arif Çelebi, aynen Hz. Mevlâna gibi, belli bir düzen olmadan, coşkunlukla semâ ederlerdi. Bu gün mevleviyiz diyenlerin hepside Hz. Mevlananın o gün için direk aşk a bağlı coşkunluğu, derinliği, genişliği yüksekliği, kendilerinin yaptığı ritüellerle dolu Mevlevi ayin-i şeriflerinde bulabiliyorlar mı araştırmak gerekir, buluyorlarsa da kendileri devam ederler.

Bize atfettiğiniz "Usulsüzlük, vusülsüzlüktendir" sözü ile siz, kime söz söylediğinizin farkında değilsiniz, kininiz öne geçmiş. Hz Mevlana’nın bir usule bağlı kalmaksızın, ilahi aşk ın bir tecelliyatı haline gelen sema yapış şeklini “vüsülsüzlük” olarak gördüğünüzün farkında olamayacak kadar kin gözünüzü bürümüş ve kör etmiş.

Siz hiç Allah tan korkmaz mısınız ki Allah (CC) ı ve Hz Resulünü seven, dinin haram saydığı kurallara bağlı kalarak zikir ve sema yapan bir topluluğu kötülersiniz, aşağılamaya çalışırsınız ve bu halinizle kendinizi edepli ve yollu bir kimse görürsünüz.Kaldı ki biz yaptığımızı Mevlevi Mukabelesi olarak asla adlandırmazken ve buna çok itina gösterirken bizim üzerimizde böyle sui zan şeytana aklını satmışların işi değil midir? “Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” (Müslim, İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel) diyen bir peygamber önümüzde dururken, siz işin özüne değilde niçin kabuğuna bakıp, birde kendinizi ehli tasavvuf görebiliyorsunuz hayrete şayan bir şey. SEMA ve ZİKR sözlerini kullanmamızdan niçin rahatsız oldunuz ki, sema ve zikr, belirli zümrelerin tekelinde olan bir iş mi, biz herhalde zikr ve sema etmek için sizden müsaade alacaktık. Galiba, sizden müsade almadan yapmış bulunduk, kusura bakmayın. Biz cemaat halinde insanların Allah ı sevmeleri, zikretmeleri, Resulünün (SAV) sünnetini tanımaları ve yaşamaları için gayret gösterirken siz sırça köşklerinize oturup ahkam kesmekle görevlisiniz herhalde. Hz. Mevlana, “Gözünü aç da bütün Kelamullah’a, Kur’an ayetlerine bir bak, edebten ibaret göreceksin.” Buyururken, İmam Gazali “Ahlakın en mükemmeli, edebin en üstünü dinden edebtir.” Bir müslüman için gaye olan mertebeye ulaşmak, ancak yaratanın emirlerine itaat ve peygamberler peygamberi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin edeplerine ittiba ve iktida iledir.” Derken siz edeb i ne olarak biliyorsunuz merak ettim. Her halde edebli olmayı, bilmeden hakaret etmek, taciz ve tecavüzde bulunmak olarak görüyorsunuz. Her halde okumadınız, Allah resulü bütün mektuplarının altına adını yazdırmış ve mührünü basmıştır. Ondan sonra gelen halifelerde aynı şekilde yapmışlar O na uymuşlar, onlardan sonra gelen büyük zatlarda bu Sünnet e uymuşlar ve hep öyle davranmışlar, ama siz bu sünneti işlemekten uzak durmuşsunuz. Bu sünnete kasten uymamışsınız. Bilerek adınızı ve mail adresinizi yazmadığınızı söylemişsiniz, bu sizin bize atfettiğiniz suçlamalara ya kendiniz inanmıyorsunuz yada zayıf kişilikli biri olduğunuzu gösteriyor, üzüldüm sizin adınıza. Allah sizi Kurana ve sünnete uymayı nasib eylesin. Hz.Mevlana ne güzel tespit etmiş “Eğer insanoğlunun edeb den nasibi yoksa, insan değildir. İnsanla hayvan arasındaki fark edebtir.” demiş. Ben size Allah ın kelamı ile sesleniyorum; “Habibim söyle onlara, eğer siz Allah ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” Ben size Resulullah ın kelamı ile sesleniyorum; “Allah cc. Bütün hak sahiplerinin hakkını vermiştir. Şu kadar varki. Allah farzları, doğru yolları, cezaları, helali ve haramı kesin olarak bildirmiştir. Allah İslam dinini vaaz etmiş ve o nu kolaylık, müsamaha ve genişlik dini yapmış, darlık dini yapmamıştır. Bilmiş olun ki kendisine güvenilmeyen kimsenin imanı yoktur. Sözünde durmayanın dini olmaz. İsyan ederek Allah a vermiş olduğu sözü bozan kimseyi Allah yakalar. Bana verdiği sözü tutmayan kişiye de, ben düşman olurum. Ben düşman olduğum kişiyi mağlup ederim. Bana vermiş olduğu sözde durmayan şefaatime nail olamaz ve Havz-ı Kevser den su alamaz.” (Tebarani, Tergib ve Terhib)

En’âm sûresi, yüzelli üçüncü âyetinde meâlen, “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur, Buna uyun. Başka yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunu emretti.” Buyuruldu. Doğrudan doğruya bir yol gidilecekse bu yol, cadde, dinin esası, açık ve geniş yol Kuran ve Sünnettir. Bunun için, Resulullaha (SAV)uyunuz ve türlü türlü yollara gitmeyiniz. Çeşitli dinler, bozuk mezhepler, bozuk tarikatlar, bid'at ve sapıklık olan çeşit çeşit yollar arkasında dolaşmayınız ki Sizi parça parça edip Allah yolundan dağıtmasın. İbnü Mes'ud Hazretleri demiştir ki: "Resulullah bize bir düz çizgi çizdi, “bu rüşd yoludur” dedi. Sonra bunun sağından ve solundan birçok çizgiler daha çizdi “bunlar da birtakım yollardır ki, her birinde bir şeytan vardır, ona çağırır.” dedi. (Dârimî' Müsned) Kısaca Allah'a gidilir sanılan birçok yollar vardır. Nitekim "Allah'a yol, yaratıkların nefisleri kadardır, yani o kadar çoktur" denilmiş. Fakat bütün bunların içinde gerçekten Allah yolu, Allah'a ulaştıran ve Allah'ın koyduğu, Allah ve elçileri tarafından davet olunan hak yol, doğru yol bir tanesidir ki, taraftarlarını toplayan, birleştiren, dağıtmayan, aldatmayan tevhid yoludur. Herhangi bir hususta hak birdir, bâtıl çoktur. Gerçi her bir olanın hak olması gerekmezse de, hak mutlaka birdir. Şirk, kökünden batıldır. Peygamberin (SAV) tuttuğu yol Allah yoludur. Ve Allah yolunu bulmak isteyenler, Peygambere uyup, bunları tutmalıdır. Ve bunun esası "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayınız" buyruğunca tek Allah inancında birleşmektir. Bu birleşme de Peygambere (SAV) uymakla gerçekleşir. Çünkü "Allah'a verdiğiniz sözü tutun" emri, ancak bu şekilde uygulanır. Allah'ın ahidlerini yerine getirmeyen veya Peygamber yoluna uymayıp, türlü türlü yollara saparak tevhidden ayrılan kimseler ayrılığa düşer, perişan olurlar. Peygamber yoluna uymak ve diğer farklı yollara uymamak hususunu Allah size tavsiye etti ki korunasınız. Kötülüklerden sakınıp ayrılık ve aykırılıktan kurtularak tevhid dairesinde İlâhî korumada bulunasınız. Çünkü ittifak (birlik), ilâhî bir kuvvettir. Birlik olanlar, ayrı olanlara daima üstün gelirler. Fakat bâtılda ve kötülükte birliğin hükmü de çabuk kaybolmaktır. Gerçek kuvvet, hakta birleşmektir. Bu da Peygambere uymak ve bu esaslara tutunup, daima birlik yönünü tutmakla olur.

Edeb de yol da tarikat ta tasavvuf ta budur.


Mustafa ÖZBAĞ 08,02,2007 This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

  i-4 i-3 i-2 i-1 instagram
canliyayin
b 1
salavatıseba
b-3
b-4
b-5
b-6
b-7
b-2
b-8
b-9
Welcome 200GBP Bonus at Bet365 here.